İnziva - 1

July 4, 2018

“Hayatta gerçeklik gibi bir tecrübe yoktur. Gerçeklik herhangi bir deneyimin
sınırlarından sonra başlar. Tüm gerçeklik zihindedir. Gerçeği bilirseniz, gerçeğe dönüşürsünüz.”

 

İçimde bir korku!…


İlkini kaçırdım. Olmam gereken yer konusunda yaşam bana istediğim planı sunmadı. Kendi ellerimle kurduğum yaşam bir anda yıkıldı gitti. Her gece kendime verdiğim sözü tekrarlayarak yatıyorum.


Yaşamım, iç içe girmiş bir kaotik döngü gibi. Her şeyi unutmak için gece gündüz çalışıyorum. Çalışmak beni yaşamdan soyutluyor. Derinleşmemi sağlıyor.


‘Teslim olarak yola çıkacağım!’ diyorum.
Beynimin içinde bitmeyen sorular ‘Gidebileceğim mi? Engel çıkar mı?’ diye. Tüm engel olasılıklarını listeledim. Engellerin niteliklerine göre önlemler alıyorum.


Aklımda sadece o yok. Babam hasta gözünü kaybedebilir. Kardeşim uzakta. Karanlığın içinde çakan şimşekler yolunu aydınlatıyor. Akıllı, deneyimli ve kendi gerçeğini bilen biri olmasına karşın çok genç ve hata yapmayı seviyor. Peki ya ben? Yeni bir başlangıcın olması için başka bir şeyin bitmesi gerekiyor. Şiva yılındayım. Her şeyi yıkmam gerekiyor…


Saat ilerliyor. Artık son gecem!


Gece 01.00’de uykudan uyanıyorum. Duvarları beyaz boyalı odam kapkaranlık. Karanlığı sevmiyorum. İki yıldan beri tekim. Susadım. Kana kana su içiyorum. Elime malam geliyor. Teker teker zamanı sayıyorum. Işığı açtığımda bir anda karşıma Türkan Saylan çıkıyor.


Ne oldu? Diye bana soruyor.


Bende sessizlik!...


Gülümsüyor bana…


Bir anda gözüm duvardaki saate ilişiyor. Gece 01:05 tarih olarak başladı. Sadece saatler var. Ne ilginç! Uykusuz gecelerle arkadaş mı oldum? Aynalarla dolu evin içinde tek tek aynalara bakıyorum. Özlediğim ne çok insan var. Tek tek onların listesini yapıyorum. Saat 01.30 oldu. Telefonum elimde, gerekli gereksiz her şeyi beğeniyorum.

 

Uyumalıyım.


Ardından, 4 saat sonra uyanmalıyım!


Yarım kalanı tamamlamak için. Bir anda kitaplarım beni çağıyor. Koşarak yanlarına gidiyorum. Masallar karşılıyor beni. Çehov’un tüm öyküleri gözüme çarpıyor. Kendi yazarım Sait Faik’in kitaplarını arıyorum. Tozlu rafların arasına saklanmış kitabı buluyorum. Kaşlarım çatık. Kızıyorum!


“Neredesin sen?” diyorum.
Her zamanki asil duruşuyla bana bakıyor ve kesin bir tavırla konuşuyor;
“Ben seni her zaman görüyorum. Gördüğün gibi buradayım. Asıl sen
neredesin?”
Yüzümdeki umursamaz tavır ile; “ Nasıl yani?” diye soruyorum.
Kitaplarımın hepsi uyku odasında tozlanarak uykuya dalmış. Yüzlerce karakter uykuda. Hedda Gabler yalnızlığı, Proemetheus cesareti, Kant’ın her gün aynı saatte tekrarladığı rutin yürüyüşü… Muazzez İlmiye’nin her şeye karşın yaşama sevgiyle bakışı…


Hepsi pürdikkat bana bakıyor. Teker teker onlara bakıyorum. Üzerlerinde yığınla toza karşın enerjileri ilk günkü gibi, taptaze…
Yavas yavaş tozlarını siliyorum. Mutluluk ve suçluluk içiçe. Dostlarımı, yani kitaplarımı özlemişim.


Saat gece 03:00. Çocukluğumun kitabı Don Camillo’ya geliyor sıra. Onun tozunu silmeden kapağını aralıyorum. Başlıyorum okumaya…
Gece kahkahaları tüm gökyüzüne yayılıyor.


Şimdi her yer aydınlık. Saat 06 00.

Şaşırıyorum! Kış boyu karanlıkta yola çıkmaya alışmıştım. Sırt çantama bakıyorum. Eksiklerim var mı diye? Sabah hayat o kadar dingin ki! En sevdiğim iş, gazete bayiinin vitrininden gazete başlıklarını okumak. Onları okuyorum. İşe gidenler, ekmek alanlar, beni müşteri sanarak yolda duran taksiler ve dolmuşlar. Her şey değişse de aynı gibi duruyor.
Hızlıca bakıyorum. Gündemde seçim var. Seçim haberleri her yerde. Sadece susuyorum, okuyorum. Burnuma mis gibi simit kokusu geliyor. Zaman hızla akıp geçmiş.


Şimdi gitme vakti! İnziva beni bekler!

Please reload

Yazılarınızı bekliyoruz.

Birbirimize ilham olmaya devam.

info@yoga8nisantasi.com

22.12.2018

Please reload