Wake me up when gaflet uykusu ends…

January 18, 2019

Nerden başlayacağımı bilemiyorum ve ne anlatacağımı da, sadece bu aralar kendimi ifade etme ihtiyacı içindeyim. Kafamda dönen tilkilerin biri yaşlanma mevzusu, ikincisi ise kişisel uyanışım.

 Lanet bir ergenken hayat çok zordu, baştan ayağa acı ve melankoli doluydum. Hele ki 22-23 yaşlarım en dibe vurduğum zamanlarımdı, her yeni günü neden hala burada olduğumu bilmeden sıkıntı ve gözyaşıyla karşılardım. Çoğu kez ölmeyi diledim ama allahtan kendime zarar verebilecek kadar cesur değildim  O gidişle ben bir rock star gibi 27 yaşımda ölmüş olurdum bence, değersiz bir et ve kemik parçasıydım, yine de hala şunu düşünürüm, bi yerlerde kendimi seven bir yanım varmış ki şu uyuşturucu işlerine hiç bulaşmamışım, yoksa gerçekten 27mde nalları dikecek kadar dibine giderdim biliyorum, belki de bunun korkusundan hiç girmedim o topa. Mutluluğu hep kendi dışımda başka insanlarda/işlerde/durumlarda arardım, başkalarına fazlaca anlam yükler, onlar gidince de yıkılırdım.

  İşte neyse yıllar geçti birbirinden daha melankolik, sonra ben 27 yaşımda ölmek yerine uyanmaya başladım, nasıl olduğu mühim değil, iyileşme yoluna girdim, kendimi sevmeye gerçekten değer vermeye bir başlangıç yaptım. Hatta bunların gerçekten ne anlama geldiğini öğrendim. Yoksa sorsan herkes kendini sever. O sigarayı deli gibi içerken mi mesela??? Pardon? 

 

Ben buna kendi kişisel devrimim diyorum, dibi bulduktan sonra yukarı çıkmak kaçınılmazdı, bu süreçte çok okudum, çok denedim, reiki, bilinçaltı çalışmaları, enerji terapisi, spor, yoga ve daha çok okuma, kendine vakit ayırma, evren, istekler, çekim yasası, blokajlar, aile, çakralar, inançlar, ne bulduysam okudum ve daha iyi versiyonum için çabaladım.

 

  Ve artık iyileşme yolunun kendim için ne olduğundan emin olduktan sonra, herkese ama herkese anlatmaya başladım; “Şöyleydim böyle oldum, iyileşme budur, onun yolu budur! Hey sen, kendini seviyor musun? Yo yoo hiç kendini kandırma sevmiyorsun!!! Gel buraya ben seni iyi edeceğim!…” Ah ne büyük gaflet!!!

 

  Sandım ki dünyada ilk dibi görüp sonra yükselen, acılarından özgürleşme yolunu deneyimlemeye başlayan ilk insan benim ve herkes bu gaflet uykusundan uyanmalı, herkes kendini bulmalı, herkes huzurlu ve mutlu olmalı… Onlara yardım etmeliyim, yol göstermeliyim! İsteyen istemeyen herkese anlattım; özlü sözler, vecizeler, kitaplardan cuk yerine oturan paragraflar, insanlara ulaşabildiğim her mecradan bunları paylaştım. Ve bir süre sonra farkettim ki insanların umrunda değil, aslında kimse almak istemiyor, almak isteyen de bir şekilde alacağı doğru kaynağı buluyor, ben ya da başka bir kaynak… Asıl benim vermeye ihtiyacım var, içim dolup taşıyor, akıtmam lazım ve boşa akmamalı… Hala gaflet uykumdan uyanamamıştım, bir de verdiklerimi alamayan insanlara kızardım, bir süre sonra yavaş yavaş konuşmaktan vazgeçtim, çünkü insanlar sıkılmaya başlamıştı, benim de akıtacak kaynağım kalmadı.

 

  Bazı insanlar iyi olmak istemiyor olabilirdi, bazıları çoktan iyileşmiş olabilirdi, insanlık varolduğundan beri kendini ve evreni anlamlandırmak için milyonlarca yol bulmuş ve ben o yollardan bir iki tanesini yürümeye başladım diye kendimi uyanmış tek insan sanıp ışığımı yaymaya çalıştım ahahahahah (sen kimsin?). Bana iyi gelen başkasına gelmeyebilirdi, yaşayan insan sayısı kadar da doğru sayısı vardı ve kimseye müdahale etmemeyi, karışmamayı öğrenmem biraz zamanımı aldı. Aslında bu da egoydu, sonradan anladım; “En doğrusunu ben biliyorum, ben yaşadım ve sen de benim yolumu yürümelisin!” yanılgısı. Tıpkı anne babaların yaptığı gibi “Ben senin iyiliğini istiyorum.” kisvesi altında tam bir ego tatminiydi!

 

 Artık 30 yaşında olduğum şu günlerde değil 23 yaşımdaki halim, 28 yaşımdaki halimden bile çok farklı bir noktadayım, gerek zihinsel, gerek bedensel ve ruhsal. Kendimi ve süreci daha fazla gözlemliyorum. Hani ergenken özellikle ailemizi reddetme, onlar gibi olmak istememe ve kendini aileden çok başka bir yere koyma durumu vardır ya. Hatta o kadar eşsizsindir ki senin hayat yolculuğun ve zihin yapın sadece ailenden değil, tüm insanlıktan ayrıdır. Zamanla farkettim, ne kadar da ailemim, ne kadar da babamım, abimim, kardeşimim ve ennn çok annemim. O’na benzemek istemezken küçükken, şimdilerde evi viledalarken bile aynı annem gibi olduğumu hayretle farkediyorum, başta yadsırken önce şaşırmaya, sonra kabullenmeye sonra da bu durumdan hoşlanmaya başladım. Yahu o insanlardan oluşmuşken, o insanlara benzememeyi nasıl becerebilirdim?

 

  Mesela insan hayatının klasik döngüsü; “doğ, büyü, oku, çalış, evlen, çocuk yap, öl”ün dışına çıkıp çok unique hayatlar yaşayacağımızı hayal ederiz, hayatlarımız bir bakımdan eşsizdir, bir bakımdan ise birbirinin tamamen aynısıdır. O döngüyü kırmak için elinden geleni yaparsın, direnirsin sonra zamanla bırakırsın ve bi bakarsın tam olarak o döngünün içindesin. İnsanlık varolduğundan beri hep yapılan şeyler. Now u are a brick in the wall, canım. But no worries, being a brick is good be canım, duvar olursun işte birlikte.

  Resmen tecavüz kaçınılmazsa zevk al durumuydu, eşsiz bir hayat yaşamaya çalışmanın beyhudeliğini farkedip, kendimi insanlık varolduğundan beri tekrar eden sürece bıraktığımdan beri daha mutlu olmaya başladım, yaptığım hissettiğim şeylerin daha önce milyonlarca kere yapıldığını ve hissedildiğini anladıkça kendimi daha çabasız ve yumuşak bir alanda buldum. Dünya/hayat/evren bana karşı değildi, benimle beraberdi. Ve tüm insanlık da öyle. Hep beraber akıyorduk bir yerlere, yaşlı amcaların gazete okuyuşu ve dünya hallerinden homurdanışı, annelerin hep şikayet etmesi, hayatından daralmış beyaz yakalı, vızır vızır çalışan vapurlar, dünyayı sırt çantasıyla gezmeye çalışan genç, kadınların gittikçe annesine benzemesi, kadın ve erkeklerin bitmek bilmeyen didişmesi ve aşkları, çocuk sahibi olmak gibi yeni bir yaratım süreci, geçmişten gelenleri ona aktarmak ve bu sefer O’nun kendini senden ayrı görmesi ve o çocuğun ergenken acı çekmesi, sonra hayatını ve kendini anlamlandırma çabaları ve seni artık anlıyor ve kabul ediyor hale gelmesi… Acılarımız, mutluluklarımız, her şeyin çok aşina olması ne kadar da güzel.

 

Artık ruhum ve zihnim daha sağlam, ama yıllar geçtikçe bedenimin daha kırılgan hale geldiğini hissediyorum, gençliğin o pervasızca bedenini her anlamda hor kullanma hali çoktan geçti. Cinsel olarak, beslenme ve egzersiz olarak, kışın üşürken ve yazın güneşlenirken dahi hep daha temkinliyim. Neydi o öyle öğlen 12-15 arası denize gidip şemsiyenin altına girmeden ve koruyucu kullanmadan güneşlenmeler, Eskişehir kışını küçücük bi montla bağrı açık geçirmeler, canımın kıymeti yokmuş gibi iğrenç beslenmeler, alkolden kafayı kaldıramayacak kadar çok içmeler…

 

Yine ergenken 40lı-50li yaşlardakilere “Ööfff bunların içi geçmiş” der kendimizi ve ruhumuzu hor kullanırdık. Sanardık ki o yaşlı sandığımız kişiler ot gibi yaşamış, bi bok yapmamış, şimdi de zaten içleri geçmiş köşede oturuyorlar. Bize asla ayak uyduramazlar, çok enerjimiz var ve dünyada yaşanabilecek her türlü çılgınlığı yaşayacağız. Bi köşede sakin bir hayat sürmek ne kadar da sıkıcı. O yüzden annem ve babam beni asla anlamıyor ve anlayamaz da! Onların da zamanında genç olduğunu  ve eşşek gibi senin de aynı yollardan geçip durulacağını nasıl bu kadar görmezden gelebilirsin? 

 

Bu yaşımdaki farkındalığım bile 3 sene sonra çok beyhude gelecek belki, yaşlandıkça konuşma isteğim azalıyor, ne kadar da boş kendini ifade etmek, herkes aynı şeyleri yaşarken hem de. O yüzden wake me up when gaflet uykusu ends…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Please reload

Yazılarınızı bekliyoruz.

Birbirimize ilham olmaya devam.

info@yoga8nisantasi.com

22.12.2018

Please reload